lavanta yastık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lavanta yastık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2013 Perşembe

Dikiş Makinem Bozuldu Ama Benim...




Canım makinem, tıkır mıkır, tıkır mıkır dikerken; önce biraz sesi değişti... Sonra bir yanık kokusu yayıldı.. (balata kokusu olur ya hani... ) Sonra... Sonra Durdu !!! Bi daha da çalışmadı... :((

Ama ben suçluyum.. Daha o yanık kokusunu duyduğumda bir gariplik olduğunu anlamama rağmen durdum mu? Durmadım...Oh olsun bana.. Aldığımdan beri de hiç yağlamamıştım zaten zavallıyı, motoru yakmışız... Doktoru öyle dedi..

Halbuki, çok işim vaar.. Resimde gördüğünüz şu minik kalpli lavanta keseleri beni bekliyorlar dikilmek  için..

Bu gördükleriniz, çok önceleri deneme amaçlı dikilmiş olup yaklaşık 10 tanesi geçen kandilde, geceyi anlamlı geçirmek için evime davet edip misafir ettiğim arkadaşlarıma hediye edildiler..Geri kalanlar da, canım çiçeğimin saksısına iliştirilerek poz vermişlerdi daha sonra..( Çok ta yakışmışlar oraya di mi.. )

Bir hafta kadar önce de, şehir dışından bir arkadaşım aynılarından çok sayıda sipariş verdi... O da Kutlu Doğum vesilesiyle tanıdıklarına hediye edecekmiş.. Tam o iş üzerindeydim, mini mini kalpler dikmekteydim ki pes etti makinem...

Şimdi doktorda, organ nakli bekliyor... Doktoru, çok tecrübeli, yaşlı mı yaşlı, tonton bir amca.. Hatta tonton bir "dede" diyeyim..Rahmetli dedemle arkadaş bile çıktılar sohbet ederken, o derece yani.. Çatalca'da onu bulduğuma çok şükrettim ama; çünkü servis, buraya gelmeleri için bir kaç hafta beklemem gerektiğini söylemişti.. İyi olacak inşallah...

Makineme üzüldüm ama, onun sebebine, Ziya Dede ile tanışmak varmış.. Mutlu oldum.. Görünce çok şaşırmıştım..Küçücük bir dükkanda, önünde içini dışına döktüğü eski bir makine, elinde küçücük küçücük aletlerle ağır ağır hareket ederek uğraşıp duruyordu.  O yaşta, hafif bükülmüş beli, gözünde gözlükleriyle hala o ince işi yapıyor olması  bir sürü his yaşattı, hepsi de birbirinden farklı... Onun için ayrı bir post yazarım belki. Fotoğrafını çekmeme izin verirse...

Hmm, fotoğrafçılık maceramı henüz bilmiyorsunuz siz değil mi.. Onu da yazarım.. Ama bir sonraki yazıya...



6 Ocak 2013 Pazar

Selman Bebek'in Hediyeleri...

Merhaba Hanımlar...

      Karlı bir İstanbul sabahından merhaba deme hayali ile yatmıştım ama, uyanır uyanmaz hayal kırıklığı... Hani Kar Yağacaktııı... Hani uyandığımda, yerler, ağaçlar,çatılar bembeyaz olacaktı... Hani bilgisayarla işimi bitirip, pencerenin önünde, kalorifer peteğinin dibinde, tembel kediler gibi kıvrılacak, bir yandan sıcak salep yudumlayıp bir yandan sakin sakin yağan o güzelim kar manzarasını izleyecek düşüncelere dalacaktım... Tamam gizlemiyorum, onu da yazıcam; hani o beyaz güzellik çok çok yağacaktı, her yer buz tutacaktı da, yarın "Okullar Tatil Olacaktı"... Eveett... Biz birkaç arkadaş daha cumadan karar vermiştik, pazartesinin tatil olmasına... Ne oldu şimdi... Hem öğrencilere hem bize hüsran..
Hep bu meteorolojinin suçu.. Bırak, karışma Allah'ın işine di mi..Oynama insanların hayalleriyle.. Ama henüz geç sayılmaz.. Gece yarısına kadar, ümitle beklemeye devam edeceğiz.. Kim kim mi? Pazartesi günü okula gitmek istemeyen öğretmenler ve öğrenciler olarak... Epey kalabalığızdır diye tahmin ediyorum.. :)

    Dün Selman Bebeğin mevlidindeydik.. Canım Ayşe'cim bir hafta kadar önce davet etmek için haber verdi. Ben zaten mahçuptum, çocuk 40'ına gelmiş ben daha görmeye gidemedim diye. Askere gitmeden geleceğim inşallah Ayşe diyordum.. Aslında ertelememin bir sebebi de, şöyle kendi ellerimle güzel bir hediye hazırlayıp götürmekti. (Hazır bu işlere merak sarmışım) Yastık mı yapsam başka birşey mi diye düşünürken, mevlid için davet ettiğinde, aklıma geldi; misafirler için bir hediye ayarlayıp ayarlamadığını sordum. "Nazlı Abla daha ayarlamadım ne yapacağımı da bilmiyorum henüz." deyince; tamam dedim Ayşe, "O iş bende.." :)   Taamm da ihtiyacım olan şey. Allah sanki bilerek gönderiyor.

    Daha önce yaptığım minik lavanta yastıklarının resmini gönderdim Ayşe'ye isterse böyle karışık, isterse içlerinden birinden çok sayıda yapabileceğimi söyledim.O da birini beğendi.. Ve benim seri üretim maceram başladı.. İtiraf ediyorum, başlamadan önce, "Aamann bir gecede biter." diye düşünmeme çok hayret ettim sonra.. Oyaladı beni bayağı.. Ama zevkle yaptım hepsini..

   İşte yapım aşamalarından bir kaç fotoğraf..

Önce biçilip, dikildiler.

Ters çevrilip dolduruldular

En uzun süren kısım bu doldurma kısmıydı. Sonra kurdeleyle bağlanıp, inciyle süslendiler...

"Mevlidime Hoş Geldiniz" yazılı kartları  hazırlandı, kesildi... Şu şekilli makas ne güzel bişeymiş, herşeyi kırpasım geldi onunla.. :)

Ve kartları da arkalarına iğnelendikten sonra, kutularına dizilmeye hazırdılar..


Kutunun, süslenmiş ve yerini bulmuş, dağıtılmadan hemen önceki hali de burada.. Bardaklardaki lohusa şerbetini ve yarım tabakları görmüyoruz sadece kutuya odaklanıyoruz bu resimde...


  Misafirleri düşündük iyi hoş, Ayşe anne de mutlu oldu ama, Selman Bebeğe, büyüdüğünde bile hatıra kalacak bir şey yapmasın mı Nazlı Teyzesi.. Hem de keçe kapı süslerine her baktığında "Ne var ki bunda, ben de yaparım.." diyen biri için bu deneme yapmak adına kaçırılmaz bir fırsat..  Hadi bir iki gece de Selman'a sevimli bir kapı süsü yapmak için geçsin... Geçti.. Ve bence güzel de oldu...


Kapı süsü, kapıdaki yerini aldı, Selman da Nazlı Teyzesi'nin kucağındaki.. Ordan belli oluyor mu bilmiyorum, daha kırk küsür günlük ama, çok tombalak bişey.. Tombik yanaklarını, böyle mışıl mışıl uyurken göstermek istemedim, nazar falan değer, aman... Rabbim onu nazardan da korusun, her türlü kötülükten de, sağlık suhhat versin, analı babalı büyütsün,  hayırlı evlat etsin inşallah...